12/2/2009 ·
12/2/2009 ·
mubarek aylar
3/7/2008 ·
6203
İslamda Kadın
16/4/2008 ·
|
Hz. Meryem'in Yaşadığı Toplumun Özellikleri
Hz. Meryem, tarihi kaynaklara göre, o dönemde Roma İmparatorluğu'nun egemenliği altında bulunan Filistin topraklarında doğmuştur. Yahudi bir toplum içerisinde ve o soydan biri olarak dünyaya gelmiştir. O dönemde Roma İmparatorluğu'nda yaygın olan din ise "Putperestlik"tir. Allah'ın Kuran'da bildirdiği gibi, bir zamanlar "alemlere üstün kılınmış" (Bakara Suresi, 47) bir topluluk olan Yahudiler ise, kendi çıkardıkları birtakım hurafelerle şekilciliğe sapmış, Allah'ın kendileri için seçip beğendiği dinlerini tahrif etmişlerdir. Allah'ın emirlerine isyan etmiş ve O'nun kendilerine verdiği nimetlere karşı şükredici olmamışlardır. Bazıları ise, nefislerinin hoşuna gitmeyen emirlerle geldikleri için, Allah'ın kendilerine bir rahmet olarak gönderdiği peygamberleri öldürecek kadar ileri gitmişlerdir. Kuran'da İsrailoğulları'nın bu sapkın tavırları şöyle bildirilmektedir: Andolsun, Biz İsrailoğulları'ndan kesin söz almış (misak) ve onlara elçiler göndermiştik. Onlara ne zaman nefislerinin hoşuna gitmeyen bir şeyle bir elçi geldiyse, bir bölümünü yalanladılar, bir bölümünü de öldürdüler. (Maide Suresi, 70) İşte Hz. Meryem, tüm bu karışıklıkların hüküm sürdüğü ve Yahudilerin tüm ümitlerini, bekledikleri Mesih (Kurtarıcı)'in gelişine bağladıkları bir dönemde dünyaya gelmiştir. Allah, İsrailoğulları'nın tüm beklentilerinin odak noktasını oluşturduğundan tamamen habersiz olan Hz. Meryem'i, bu kutlu görev için özel olarak seçmiş ve yetiştirmiştir. Allah'ın "... Onun adı Meryem oğlu İsa Mesih'tir. O, dünyada ve ahirette 'seçkin, onurlu, saygındır' ve (Allah'a) yakın kılınanlardandır... Ve o salihlerdendir." (Al-i İmran Suresi, 45-46) sözleriyle övdüğü Hz. İsa'yı dünyaya getirme görevini Allah Hz. Meryem'e vermiştir. Hz. Meryem, Allah'ın seçtiği bir kimse olarak, bu insanların sapkın ve cahilce inanışları arasında güzel ahlakı, hak dini temsil etmiştir. Allah, Kuran'da ailesinden, doğumuna, Hz. İsa'yı dünyaya getirişinden, yaşadığı toplumun iftiralarına karşı koyuşuna ve gösterdiği üstün ahlak özelliklerine kadar, Hz. Meryem'in hayatına dair pek çok konuyu bizlere bildirmektedir.
Allah Kuran'ın "Gerçek şu ki, Allah, Adem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini alemler üzerine seçti; Onlar birbirlerinden (türeme tek) bir zürriyettir..." (Al-i İmran Suresi, 33-34) ayetleriyle, İmran ailesinin, Hz. Adem, Hz. Nuh ve İbrahim ailesi ile aynı soydan geldiklerini ve alemler üzerine seçilmiş kimseler olduklarını bildirmektedir. İşte Hz. Meryem de bu soydan, seçkin kılınmış İmran ailesinden gelmektedir. İmran ailesi, Allah'a samimi bir kalple iman eden, her işlerinde O'na yönelip dönen ve Allah'ın sınırlarını koruyan bir aileydi. İman sahibi bir kimse olan İmran'ın hanımı, Hz. Meryem'e hamile kaldığını öğrendiği zaman, hemen Allah'a yönelip dua etmiş, O'nun şanını yüceltmiş ve doğuracağı çocuğu Allah'a adadığını söylemiştir. Bir kız çocuğu doğurduğunu gördüğünde ise ona, 'âbide' yani, 'Allah'a sürekli ibadet eden kimse' anlamına gelen Meryem ismini koymuştur. Allah Kuran'da İmran'ın hanımının bu duasını bize şöyle haber vermektedir: Allah, Hz. Meryem'in annesinin onu 'her türlü bağımlılıktan özgürlüğe kavuşturulmuş olarak Allah'a adadığını' bildirmektedir. Bu ifadenin Arapçasında geçen 'muharreren' kelimesi, 'sadece ahiret işleriyle uğraşan, dünya ile ilgisi bulunmayan, Allah'a sürekli ibadet eden, Allah'ın mabedinin hizmetinde olan, ihlaslı bir şekilde ibadet eden, ibadetinde dünya amacı bulunmayan kişi' anlamlarına gelmektedir.1 Gerçek anlamda özgürlük, insanın yalnızca Allah'a kulluk edip, O'na teslim olması, varlıklara ya da birtakım değerlere kulluk etmekten tamamen kurtulmasıyla elde edilebilir. İşte İmran'ın hanımı da, Hz. Meryem'i her türlü bağımlılıktan kopmuş olarak Allah'a adadığını söyleyerek Allah'a dua etmekle, onun yalnızca Allah'a kulluk eden, insanların rızasından tümüyle uzaklaşmış bir insan olmasını dilemiştir. Hz. Meryem dünyaya geldiğinde, annesinin tavrı yine Allah'ı razı etmeye yönelik olmuştur. Hemen Allah'a yönelmiş, hem Hz. Meryem'i, hem de onun soyunu şeytanın şerrinden koruması için Allah'a içtenlikle dua etmiştir. Allah İmran'ın hanımının bu samimi duasını kabul etmiş ve "Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir kabulle kabul etti ve onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi..." (Al-i İmran Suresi, 37) ayeti ile bildirdiği gibi, Hz. Meryem'i en güzel şekilde yetiştirmiş, onu üstün bir ahlak ile ahlaklandırmıştır. Hz. Meryem'in annesinin Allah'a olan bu samimi imanı, her işinde kendisine yalnızca Allah'ı vekil edinmiş olması, yardımı, nimeti daima Allah'tan istemesi, O'na ihlasla ve derin bir teslimiyet ile bağlanmış olması tüm iman edenler için çok önemli ve üzerinde düşünülmesi gereken bir örnektir.
Allah'ın Hz. Zekeriya'yı, Hz. Meryem'i Yetiştirmekle Görevlendirmesi Hz. Zekeriya Allah'ın hidayete eriştirdiğini, salihlerden olduğunu, alemlere üstün kıldığını ve dosdoğru yola yöneltip ilettiğini bildirdiği peygamberlerdendir. Allah Kuran'da Hz. Zekeriya'dan övgüyle bahsetmiş, onun Allah'a olan bağlılığına, takvasına ve güzel ahlakına dikkat çekmiştir: Zekeriya'yı, Yahya'yı, İsa'yı ve İlyas'ı da (hidayete eriştirdik.) Onların hepsi salihlerdendir. İsmail'i, Elyasa'yı, Yunus'u ve Lut'u da (hidayete eriştirdik). Onların hepsini alemlere üstün kıldık. Babalarından, soylarından ve kardeşlerinden, kimini (bunlara kattık); onları da seçtik ve dosdoğru yola yöneltip-ilettik. (Enam Suresi, 85-87) Allah, Al-i İmran Suresi 37. ayetiyle, Hz. Meryem'in yetiştirilmesinden Hz. Zekeriya'yı sorumlu kıldığını bildirmiştir. Hz. Zekeriya, Hz. Meryem ile yakından ilgilenmiş, onun hayatındaki mucizevi olaylara bizzat tanık olmuş ve onun diğer insanlardan üstün kılınmış bir kimse olduğunu fark etmiştir. Hz. Meryem'in başına gelen bazı olaylar ile, Allah'ın onu rahmetiyle desteklediğine ve çeşitli vesilelerle onu Kendi fazlından nimetlendirdiğine şahit olmuştur. Allah, bu olaylardan birini Al-i İmran Suresi'nde bizlere şu şekilde bildirmiştir: ... Zekeriya'yı ondan sorumlu kıldı. Zekeriya her ne zaman mihraba girdiyse, yanında bir yiyecek buldu: "Meryem, bu sana nereden geldi?" deyince, "Bu, Allah Katındandır. Şüphesiz Allah, dilediğine hesapsız rızık verendir" dedi. (Al-i İmran Suresi, 37) Hz. Zekeriya'nın bu sorusuna verdiği cevap ile, Hz. Meryem de, Allah'ın kendi üzerindeki fazlını ve rahmetini dile getirmiştir.
Allah, Hz. Meryem'i Tüm Alemlerin Kadınlarına Üstün Kılmıştır Hz. Meryem, hayatının her anında, yaptığı her işte Allah'a yönelen, Allah'ın ismini yücelten, Rabbimiz'e yürekten bağlı, samimi bir mümindir. Allah, İmran ailesini alemlere üstün kıldığı gibi, bu aileye mensup olan Hz. Meryem'i de seçmiş, onu en güzel şekilde yetiştirerek tüm kötülüklerden arındırmış ve onu alemlerin kadınlarına üstün kılmıştır. Allah Kuran'da Hz. Meryem'in bu üstünlüğünü şöyle bildirmektedir: Hani melekler: "Meryem, şüphesiz Allah seni seçti, seni arındırdı ve alemlerin kadınlarına üstün kıldı," demişti. "Meryem, Rabbine gönülden itaatte bulun, secde et ve rüku edenlerle birlikte rüku et." (Al-i İmran Suresi, 42-43)
Allah Hz. Meryem'in İffetini Müslümanlara Örnek Göstermiştir Hz. Meryem de ailesi gibi, yaşadığı toplumda Allah'a olan bağlılığı, ihlası ve samimiyeti ile tanınan bir kişidir. Allah, onun Kendisi'ne 'gönülden bağlı olanlardan' olduğunu bildirmektedir.
Hz. Meryem'in çevresindeki insanlar arasında bilinen bir başka özelliği ise, 'ırzını korumuş olması' yani iffetine olan düşkünlüğüdür. Allah, Hz. Meryem'in bu üstün ahlakını Kuran'da şöyle haber vermektedir: İmran'ın kızı Meryem'i de (Allah örnek verdi). Ki o kendi iffetini korumuştu. Böylece Biz ona Ruhumuz'dan üfledik. O da Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını tasdik etti. O (Rabbine) gönülden bağlı olanlardandı. (Tahrim Suresi, 12) İffetini koruyan (Meryem); Biz ona Kendi Ruhumuz'dan üfledik, onu ve çocuğunu insanlığa bir ayet kıldık. (Enbiya Suresi, 91)
Hz. Zekeriya'nın da şahit olduğu gibi, Allah, Hz. Meryem'in hayatının çeşitli dönemlerinde pek çok mucizevi olay yaratmıştır. Bunlardan biri de, Hz. Meryem'in Cebrail ile görüşmesi olmuştur. Hz. Meryem, hayatının belirli bir döneminden sonra yaşadığı toplumdan ve ailesinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmiştir. İşte Cebrail ile görüşmesi de bu dönemde burada gerçekleşmiştir. Allah Kuran'da Cebrail'in, Hz. Meryem'in karşısına 'düzgün bir insan' görünümü içerisinde çıktığını bildirmiştir: Kitap'ta Meryem'i de zikret. Hani o ailesinden kopup doğu tarafında bir yere çekilmişti. Sonra onlardan yana (kendini gizleyen) bir perde çekmişti. Böylece ona Ruhumuz (Cibril'i) göndermiştik, o da düzgün bir beşer kılığında görünmüştü. (Meryem Suresi, 16-17) Hz. Meryem, karşısındaki kişinin Cebrail olduğunu bilmediği için, yabancı biriyle karşılaşmasından dolayı hemen Allah'a sığınmış ve "Gerçekten ben senden Rahman (olan Allah)a sığınırım. Eğer takva sahibiysen (bana yaklaşma)." (Meryem Suresi, 18) sözleriyle, kendisinin Allah'tan korkan, iman eden bir mümin olduğunu ifade etmiştir. Söylemiş olduğu bu sözler, Hz. Meryem'in güçlü Allah korkusunu, iffetine olan düşkünlüğünü ve ne kadar takva sahibi bir insan olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Hz. Meryem bu konuşmasıyla, sadece kendisinin Allah'tan sakınan bir kimse olduğunu ifade etmekle kalmamış, 'eğer takva sahibiysen bana yaklaşma' sözleriyle, aynı zamanda karşısındaki kişiyi de Allah'tan korkup sakınmaya davet etmiştir. Cebrail ise onun bu sözleri üzerine, "... Ben yalnızca Rabbinden (gelen) bir elçiyim; sana tertemiz bir erkek çocuk armağan etmek için (buradayım)." (Meryem Suresi, 19) diyerek Hz. Meryem'e kendisini tanıtmıştır. Kendisinin Allah'ın bir elçisi olduğunu ve ona Allah'tan bir müjde ile geldiğini bildirmiş ve şöyle demiştir: Hani Melekler, dediler ki: "Meryem, doğrusu Allah Kendisi'nden bir kelimeyi sana müjdelemektedir. Onun adı Meryem oğlu İsa Mesih'tir. O, dünyada ve ahirette 'seçkin, onurlu, saygındır' ve (Allah'a) yakın kılınanlardandır." (Al-i İmran Suresi, 45) Hz. Meryem ise, "Benim nasıl bir erkek çocuğum olabilir? Bana hiçbir beşer dokunmamışken ve ben azgın utanmaz (bir kadın) değilken" (Meryem Suresi, 20) sözleriyle Cebrail'e kendisine bir insan dokunmadan nasıl çocuğu olabileceğini sormuştur. Cebrail, Allah'ın gücünün herşeye yeteceğini, bir şeye sadece 'Ol' demesiyle onun hemen oluvereceğini bildirmiştir: "Rabbim bana bir beşer dokunmamışken nasıl bir çocuğum olabilir?" dedi. (Fakat) "Allah neyi dilerse yaratır. Bir işin olmasına karar verirse yalnızca ona "Ol" der o da hemen oluverir." (Al-i İmran Suresi, 47) "İşte böyle" dedi. "Rabbin dedi ki: -Bu Benim için kolaydır. Onu insanlara bir ayet ve Biz'den bir rahmet kılmak için (bu çocuk olacaktır)." Ve iş de olup bitmişti. Böylelikle ona gebe kaldı sonra onunla ıssız bir yere çekildi. (Meryem Suresi, 21-22) Hz. Meryem, kendisine hiçbir insan eli değmeden, Allah'ın dilemesiyle Hz. İsa'ya hamile kalmıştır. Onun hamileliği dünyadaki sebeplerden bağımsız olarak gerçekleşmiştir. Bu hamile kalış şekli, Hz. İsa'nın mucizelerinden biri olmuştur.
Hz. Meryem'in Issız Bir Yere Çekilmesi
Allah Kuran'ın "Böylelikle ona gebe kaldı sonra onunla ıssız bir yere çekildi." (Meryem Suresi, 22) ayetiyle, Hz. Meryem'in Allah'ın dilemesiyle hamile kalmasının ardından ıssız bir yere çekildiğini bildirmektedir. Allah, hayatının her anında olduğu gibi, bu dönemde de Hz. Meryem'i rahmeti ve korumasıyla desteklemiş, Hz. Meryem'e hamilelik dönemi boyunca psikolojik ve fiziksel açıdan ihtiyacı olabilecek her türlü imkanı yaratmıştır. Kuşkusuz Hz. Meryem'in hamileliğinin gerçekleştiği bu dönemi ıssız bir yerde geçirmiş olmasının pek çok hikmeti vardır. Allah bu şekilde Hz. Meryem'i, içerisinde bulunduğu mucizevi durumu kavrayamayacak insanların rahatsız edici tavırlarından uzak tutmuştur. Onun bu dönemi en rahat ve en huzurlu şekilde geçirmesini sağlamış, sonrasında ise onun bu durumunu insanlara bir başka mucizevi olayla açıklayarak, Hz. Meryem'in kendisine yöneltilecek tüm iftiralardan en güzel şekilde temize çıkmasını sağlamıştır.
Hz. İsa'nın Doğumu ve Allah'ın Hz. Meryem'e Olan Yardımı
Allah, hamileliği sırasında Hz Meryem'i her açıdan en güzel şekilde desteklemiştir. Çok iyi bakım gerektiren ve hayati riskler içeren bir olay olan doğum esnasında, tıbbi malzemeleri, tecrübeli bir yardımcısı olmayan bir kişinin, yalnız başına bu işin üstesinden gelebilmesi çok zordur. Buna rağmen bu konuda hiçbir tecrübesi olmayan Hz. Meryem, Allah'a olan bağlılığı ve güveni ile bu zor işi tek başına başarabilmiştir. Şiddetli doğum sancıları içerisinde bir hurma dalına doğru ilerlediği sırada Allah vahiy ile ona yardımını iletmiştir. Allah ona hüzne kapılmamasını, alt yanında onun için bir su arkı kıldığını bildirmiştir. Allah, henüz oluşmuş taze hurmaların dökülmesi için, hurma dalını kendine doğru sallamasını, yiyip içmesini ve gözünün aydın olmasını buyurmuştur. Görüldüğü gibi Allah, ihtiyaç duyduğu her konuda yapması gereken herşeyi bildirerek Hz. Meryem'e yardım etmiş ve bu zor şartlar altında doğumunu en iyi şekilde gerçekleştirmesini sağlamıştır. Allah Kuran'da Hz. Meryem'in bu durumunu bize şöyle bildirmektedir: Derken doğum sancısı onu bir hurma dalına sürükledi. Dedi ki: "Keşke bundan önce ölseydim de, hafızalardan silinip unutuluverseydim." Altından (bir ses) ona seslendi: "Hüzne kapılma, Rabbin senin alt (yan)ında bir ark kılmıştır." Hurma dalını kendine doğru salla, üzerine henüz oluşmuş-taze hurma dökülüversin." Artık, ye, iç, gözün aydın olsun. Eğer herhangi bir beşer görecek olursan, de ki: "Ben Rahman (olan Allah)a oruç adadım, bugün hiç kimseyle konuşmayacağım." (Meryem Suresi, 23-26) Allah'ın Hz. Meryem üzerindeki rahmeti ve koruması, hayatının her safhasında olduğu gibi, bu olayda da açıkça görülmektedir. Bunun yanı sıra Allah'ın, Hz. Meryem'e 'hüzne kapılmamasını', 'hurma yemesini' bildirmesinin ve onun yanıbaşında 'bir su arkı yaratmış olmasının' pek çok hikmeti vardır. Tüm bu ayetler, doğumu kolaylaştıran pek çok işaret içermektedir. Nitekim Allah'ın Hz. Meryem'in doğumunu kolaylaştırmak için sunduğu bu nimetlerin, özellikle hamile ve doğum yapan kadınlar için önemi ve faydaları, bugün bilimsel olarak da bilinmektedir. Bunlardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz:
Allah'ın Hz. Meryem'e Hüzne Kapılmamasını Bildirmesi Önceki satırlarda değinildiği gibi Hz. Meryem hamileliği sırasında ailesinden ve yaşadığı toplumdan ayrılarak doğu tarafında ıssız bir bölgeye yerleşmiş ve doğum gerçekleşene kadar da burada kalmıştır. Hz. Meryem, bu şekilde hamilelik dönemini Allah'ın yarattığı bu mucizeyi anlayamayabilecek insanların yanlış tavırlarından uzaklaşarak psikolojik açıdan rahat bir ortamda geçirmiştir. Allah, bu dönemde de Hz. Meryem'i desteklemiş, yardımı ve rahmetiyle müjdelemiş ve ona 'hüzne kapılmamasını' bildirmiştir. Kuşkusuz Hz. Meryem'in ıssız bir yere çekilmesinde olduğu gibi, Allah'ın bu emrinin de pek çok hikmeti vardır. Hüzne kapılmamak herşeyden önce mümin ahlakının bir gereğidir. İman sahibi bir insan nasıl bir zorluk içerisinde olursa olsun Allah'a güvenmeli ve O'nun kendisine kesin olarak yardım edeceğini bilmenin rahatlığını yaşamalıdır.
Bu, tüm müminlerin göstermesi gereken bir ahlaktır ancak bunun yanı sıra günümüzde modern tıbbın elde ettiği bilgilere bakıldığında, hamile olan ya da doğum yapmakta olan bir kadının hüzne kapılmamasının, stresten uzak bir ruh hali içerisinde olmasının son derece önemli olduğu görülmektedir. Allah Kuran'da, Hz. Meryem'e yiyip içmesini ve 'artık gözünün aydın olmasını' haber vermiştir. Ayrıca, ayetlerde hüzne kapılmaktan sakınıp kendisine müjdelediği nimetin sevincini yaşamasını da bildirmiştir. Allah'ın Hz. Meryem'e Hurma Yemesini Bildirmesi Allah, Hz. Meryem'e hurma dalını sallayarak, 'henüz olgunlaşmış taze hurmalardan yemesini' bildirmiştir. Hurma, günümüzde hem gıda hem de bir ilaç olduğu düşünülen bir besindir. Günümüzde elde edilen bilgiler, hurmanın insan vücudunun sağlıklı ve zinde kalabilmesi için hayati önem taşıyan 10'dan fazla element içerdiğini ortaya koymaktadır. Hurmada insan vücuduna bol miktarda hareket ve ısı enerjisi kazandıran, özümlemesi kolay olan şeker bulunmaktadır. Üstelik bu şeker kan şekerini hızla yükselten glikoz değil, meyve şekeri (fruktoz)dir. Hurma hem enerji verir hem de kasların ve sinirlerin gelişmesini sağlar. Kalori değerinin çok yüksek olması sebebiyle hastalıktan güçsüz düşmüş ya da yorgun olan kimselere çok fayda verir. Hurmanın 100 gramında, 1.5 gram protein, 50 gram karbonhidrat bulunmaktadır. Kalori değeri ise 225 kcal.'dir. Taze hurmalarda %60-65 oranında şeker ve %2 oranında da protein vardır. Yine modern tıbbın bulgularına göre, hurma özellikle de doğum yapan kadınlar için de son derece faydalı görülmektedir. Doktorlar, hamile kadınlara doğum yaptıkları gün meyve şekerli yiyecek verilmesi gerektiğini belirtmektedirler. Bunun amacı, annenin zayıf düşen vücuduna enerji ve canlılık kazandırmak, aynı zamanda da yeni doğan bebeğe gerekli olan sütü oluşturabilmesi için, süt hormonlarını harekete geçirmek, anne sütünü çoğaltmaktır. Bu bilgiler, Allah'ın Hz. Meryem'e, hem kendisine enerji ve canlılık verecek hem de bebeğin tek gıdası olan sütün meydana gelmesini sağlayacak 'hurma'dan yemesini bildirmesindeki bazı hikmetleri ortaya koymaktadır. Burada üzerinde düşünülmesi gereken hikmetlerden bir diğeri ise, Allah'ın Hz. Meryem'e hurma ile birlikte bir su arkı kılması ve ona yiyip içmesini bildirmiş olmasıdır. Günümüzde bilim adamları, bir insanın ihtiyaç duyabileceği tüm elementleri içerdiği için, insanın sadece hurma ve suyla yıllarca yaşayabileceğini belirtmektedirler.2 Bu konuda tanınmış uzmanlardan biri olan V. H. W. Dowson ise, bir hurma ve bir bardak sütün bir insanın günlük besin ihtiyacını karşılamaya yeteceğini söylemektedir.3
Hurma içerik olarak çok çeşitli vitamin ve minerallere sahiptir. Lif, yağ ve proteinler açısından da çok zengindir. Hurmada sodyum, potasyum, kalsiyum, magnezyum, fiber, demir, kükürt, fosfor ve klor da bulunmaktadır. Hurma ayrıca A vitamini, betakaroten, B1, B2, B3 ve B6 vitaminlerini de içerir. Hurmada bulunan vitamin ve minerallerin hamilelikteki faydalarından bazılarını şöyle sıralayabiliriz: Hurmanın besleyici oranının gücü, içerdiği uygun mineral dengesinden kaynaklanmaktadır. Hamilelikte meydana gelen uzun süreli bulantı ve fiziksel tepkimeler nedeniyle potasyum eksikliği açığa çıkar ve bu durumda da potasyum takviyesi yapılması gerekir. Hurmada bol miktarda bulunan potasyum bu açıdan büyük önem taşıdığı gibi, vücuttaki su dengesinin korunmasında da son derece etkilidir.
İçerdiği demir, kırmızı kan hücrelerinde bulunan hemoglobin sentezini kontrol eder ve bu da hamilelikte kansızlığın engellemesini ve bebeğin gelişimi için hayati önem taşıyan kandaki RBC dengesinin uygun hale gelmesini sağlar. Çok fazla demir içermesi sebebiyle, bir insan günde 15 tane hurma yiyerek vücudunun demir ihtiyacını karşılayabilir ve demir eksikliğinden kaynaklanan rahatsızlıklardan kurtulmuş olur. Hurmada bulunan kalsiyum ve fosfat ise, iskelet oluşumu ve vücudun kemik yapısının dengelenmesi için çok önemli elementlerdir. Hurma içerdiği bol fosfor, kalsiyum, demir ve gıda maddeleri ile kansızlığa ve kemik zayıflığına karşı bünyeyi korur ve bu hastalıkların azaltılmasına yardım eder. Bilim adamları hurmanın stres ve gerginliği giderici etkisine de dikkat çekmektedirler. Berkeley Üniversitesi uzmanlarının yaptığı araştırmalar, sinirleri güçlendiren B6 vitamininin ve magnezyum mineralinin hurmada yüksek miktarda bulunduğunu ortaya koymuştur. Sinir vitamini olarak adlandırılan B6 ile kasların çalışmasında önemli rol oynayan magnezyum hurmada bol miktarda mevcuttur. Hurma ayrıca içerdiği magnezyum ile de, böbrekler için son derece önemlidir. Bir insan günde 2-3 tane hurma yiyerek vücudunun magnezyum ihtiyacını karşılayabilir.4 Bunların yanı sıra, hurmada hamilelikte kadınların alması gereken bir B vitamini olan folik asit de bulunmaktadır. Folik asit (B9), vücutta yeni kan hücresi yapımında, aminoasit yapımında ve hücrelerin yenilenmesinde önemli görevler üstlenen bir vitamindir. Bu yüzden hamilelikte folik asit ihtiyacı belirgin şekilde artar ve günlük ihtiyaç iki katına çıkar. Folik asit seviyesi yetersiz olduğunda yapısal olarak normalden büyük, ancak işlevleri düşük alyuvar hücreleri meydana gelir ve kansızlık belirtileri ortaya çıkar. Özellikle hücre bölünmesinde ve hücrenin genetik yapısının oluşmasında önemli rol oynayan folik asit, hamilelik sırasında gereksinimi iki katına çıkan tek maddedir. Hurma da, folik asit açısından çok zengin bir besin türüdür. Hamilelikte A vitaminine olan ihtiyaç ise, günlük olarak 800/ug'e kadar yükselmektedir. Hurma da, A vitaminin öncüsü olan betakaroten açısından son derece zengindir.5 Ayrıca diğer meyveler genellikle protein açısından yetersizdir, ancak hurma proteinleri de içermektedir.6
Yine hurmada bulunan oksitosin maddesi de, modern tıpta doğumu kolaylaştırıcı bir ilaç olarak kullanılmaktadır. Oksitosin, doğumu kolaylaştırıcı etkisi nedeniyle pek çok kaynakta "rapid birth" yani "hızlı doğum" sözleriyle tanımlanmaktadır. Doğum sonrasında ise anne sütünü artırıcı etkisiyle bilinmektedir.7 Hurma ile ilgili tüm bu bilgiler, Allah'ın sonsuz ilmini ve Hz. Meryem üzerindeki rahmetini ortaya koymaktadır. Hz. Meryem, Allah'ın ilhamıyla yediği hurma sayesinde, belki de o sırada ihtiyaç duyduğu her türlü besini karşılama imkanı bulmuş, doğumunu kolaylaştıracak bir imkan elde etmiştir (kuşkusuz en doğrusunu Allah bilir). Peygamber Efendimiz de "İçinde hurma bulunan evin halkı aç kalmaz'' hadis-i şerifiyle, modern tıbbın ancak günümüzde tespit edebildiği hurmanın faydalarına dikkat çekerek, hikmetli bir tavsiyede bulunmuştur.8
Allah'ın Hz. Meryem'in Yanında Bir Su Arkı Kılması Allah, Hz. Meryem'e, 'onun hemen alt yanında bir su arkı kıldığını, artık yiyip içmesini ve gözünün aydın olmasını' bildirmiştir. Suyun da aynı hurma gibi, kas hareketlerini düzenleyerek doğum sancısını hafifletici özellikleri bulunmaktadır. Öncelikle suyun sadece görülmesi veya sesinin işitilmesi bile otonom olarak kasların hareketini düzenlemektedir. Nitekim modern doğum klinikleri doğum işlemini havuz içerisinde gerçekleştirerek bu durumdan faydalanmaktadırlar.
Bunun yanı sıra bilindiği gibi su, yaşamın devamı ve sağlığın korunabilmesi için mutlaka gerekli olan hayati bir maddedir. İnsan vücudunda gerekleşen hemen hemen her fonksiyonda; vücut sıcaklığının ayarlanması, besin maddelerinin ve oksijenin taşınması, atık maddelerin hücrelerden uzaklaştırılması, eklemlerin düzgün işlev görmesinin sağlanması, cildin nem ve elastikiyetinin sağlanması, sindirimin kolaylaştırılması, organ ve dokuların korunmasının sağlanmasında su büyük önem taşımaktadır. Günümüzde suyun tedavi amaçlı kullanımı giderek yaygınlaşmaktadır. Suya dokunmak, su ile temas halinde olmak bağışıklık sistemini uyarmakta, stres karşıtı hormonların üretimini hızlandırmakta, kan dolaşımını ve metabolizmayı canlandırmakta, ağrıları hafifletmektedir.9 Hamilelikte ise, suyun çok fazla açıdan önemi vardır. Hamilelik sırasında, hem artan kan miktarı hem de gelişmekte olan bebek nedeniyle, süt veren kadınlarda ise süt üretimi nedeniyle suya özellikle ihtiyaç vardır. Anne sütünün %87'sinin sudan oluştuğu göz önünde bulundurulacak olunursa, suyun doğum sonrasında da oldukça önemli olduğu anlaşılmaktadır.
Bunların yanı sıra, hem annenin hem de bebeğin kanındaki elektrolit dengesinin sağlanabilmesi için de suya ihtiyaç vardır. Hamilelikte salgılanan hormonlar vücudun sıvıları kullanım şeklini değiştirir. Hamileliğin sonlarına doğru annenin kanının hacmi yaklaşık 1,5 katına çıkar. Hamilelik döneminde kadının solunum yolu ile kaybettiği su miktarı da hamilelik öncesine göre çok daha fazlalaşır. Bebeğin içinde bulunduğu amniyon sıvısı her üç saatte bir kendini yenilemektedir. Yetersiz su alımına bağlı dehidrasyon durumunda amniyon sıvısının miktarı da azalabilmektedir. Hamilelikte dehidrasyonun bir başka olumsuz etkisi de erken doğum ağrılarıdır. Dehidrasyon durumunda salgılanan bazı hormonlar doğum kasılmalarını başlatan hormonu taklit ederek erken doğum kasılmalarına neden olabilirler. Erken doğum tehdidine karşı uygulanan tedavi işlemi, damar yolunun açılarak sıvı verilmesidir. Bu ise sıvı alımının önemini belirtmek açısından dikkat çekicidir. Çoğu zaman hafif kasılmalar sadece sıvı verilmesi ile kaybolur gider. Su ayrıca vücudun taşıma sistemidir. Besin maddelerini ve oksijeni kan yolu ile bebeğe taşıyan da yine sudur. Su aynı zamanda hamilelikte sık görülen ve erken doğum ya da düşüklere neden olabilen bazı enfeksiyonların önlenmesinde de aktif rol alır. Yeteri kadar su içildiğinde, enfeksiyon riski azalır.10 Doktorlar hamile kadınların, su ihtiyaçlarının hamile olmadıkları döneme oranla en az %50 miktarında artış gösterdiğini, bu nedenle de yeterli su içilmemesi durumunda vücudun harcadığı sıvılardan tasarruf yoluna giderek çeşitli rahatsızlıklara yol açacağını belirtmektedirler.11
Bilimin ortaya koyduğu tüm bu gerçekler Allah'ın Hz. Meryem için bir su arkı kılmasının ve yiyip içmesini bildirmesinin ne kadar hikmetli olduğunu bir kez daha gözler önüne sermekte ve Allah'ın sonsuz ilminin delillerini oluşturmaktadır.
Hz. Meryem'in Hurma Dalını Kendisine Doğru Sallaması Allah, doğum sancısı içerisinde bir hurma dalına ilerlediği sırada Hz. Meryem'e 'hurma dalını kendisine doğru sallamasını' (Meryem Suresi, 25) bildirmiştir. Günümüzde doktorlar doğum sırasında insanın bir şeyi tutup kendisine doğru çekmesinin kaslar üzerinde faydalı etkileri olabileceğini ifade etmektedirler. Bu amaçla doğum sırasında kadınlara, sancıyı giderebilmek ya da çocuğun rahatlıkla doğabilmesini sağlamak için çeşitli hareketler yaptırırlar. Bu hareketlerin vücutta oluşan baskı hissinin ve doğum sırasında ortaya çıkabilecek sorunların azalmasını ve doğumun daha kısa sürmesini sağlayacağı düşünülmektedir.12 Doktorlar, doğumun, ilk sancılarından hemen sonra gerçekleşen ikinci evresinde, kadının başının hafif yukarıda olmasının yerçekimi gücünden de faydalanmak açısından oldukça önemli olduğunu belirtmektedirler. Bunun yanı sıra hastanelerde bulunan doğum masalarına, kadınların rahat doğum yapabilmeleri amacıyla güç almalarını sağlayan tutacak saplar ya da ayak pedalları yerleştirilmektedir. Bazı hekimler ise bu evrede hastanın doğum masasında yatması yerine çömelmesini veya özel sandalyelere oturmasını tercih ederler. Günümüzdeki teknolojik gelişmelerden kısa bir süre öncesine kadar ise, çoğu sağlık merkezinde bu amaçla kullanılan bir başka yöntem de, annenin tavandan sarkıtılan bir ipe asılarak kendisini yukarı doğru çekmeye çalışmasıdır. Bütün bu tekniklerin teorik olarak doğru ve mantıklı olduğu bilinmektedir.13 Günümüzde yapılan tüm bu tıbbi uygulamalar, Allah'ın Hz. Meryem'e hurma dalını kendisine doğru çekip sallamasını ilham etmesinin bu yönde de hikmetleri olabileceğini ortaya koymaktadır (en doğrusunu Allah bilir).
Hz. Meryem ailesinden uzaklaşıp çekildiği ıssız bölgeden Hz. İsa ile birlikte geri döndüğünde, kavmindeki insanlar bu durumun Allah'ın yarattığı bir mucize olduğunu kavrayamamış ve Hz. Meryem'e yönelik birtakım çirkin iftiralarda bulunmuşlardır. Hem İmran ailesinin, hem de Hz. Meryem'in Allah'tan korkan dindar kimseler olduklarını, güzel ahlaklarını ve iffetlerine olan düşkünlüklerini bildikleri halde, onu 'şaşırtıcı bir iş yapmış olmakla' itham ederek iftira atmışlardır. Allah Kuran'da kavminin Hz. Meryem'e yönelik bu iftiralarını şöyle bildirmiştir: Böylece onu taşıyarak kavmine geldi. Dediler ki: "Ey Meryem, sen gerçekten şaşırtıcı bir şey yaptın. Ey Harun'un kız kardeşi, senin baban kötü bir kişi değildi ve annen de azgın, utanmaz (bir kadın) değildi." (Meryem Suresi, 27-28) Kuşkusuz bu durum Hz. Meryem için Allah'tan gelen bir denemedir. İffetini koruyan, Allah'tan korkup sakınan bir kimse olmasına rağmen, kavminin bu yöndeki iftiralarına maruz kalmıştır. Bu kimseler aslında onun üstün ahlakına ve şerefli yaşantısına çok yakından şahit oldukları halde, yine de bu durumu görmezlikten gelmişlerdir. Hz. Meryem ise, üstün ahlakıyla yine Allah'a sığınmış ve onların bu iftiralarına karşı Allah'ın en güzel karşılığı vereceğini bilerek tevekkül etmiştir. Hz. Meryem'in Konuşma Orucu Tutması Hz. Meryem, başına gelen her olayda Allah'a yönelip dönmüş, yardımı, desteği yalnızca Allah'tan beklemiş ve her defasında da Allah'ın geniş fazlı ve rahmetiyle karşılık görmüştür. Kavminin kendisine yönelttiği iftiralarda da, yine Rabbimiz'in kendisini onların tüm iftiralarından en güzel şekilde temize çıkaracağını bilmenin güvenini yaşamıştır. Nitekim Allah Hz. Meryem'e "... Eğer herhangi bir beşer görecek olursan, de ki: "Ben Rahman (olan Allah)a oruç adadım, bugün hiç kimseyle konuşmayacağım." (Meryem Suresi, 26) şeklinde bildirerek, kavminin karşısına çıktığında onlara 'Allah'a konuşma orucu adadığını' söylemesini vahyetmiştir. Hz. Meryem, kavminin yanına gittiğinde, kendisiyle konuşmak isteyen ve suçlamalarda bulunan kimselere, "Beşikte de, yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır. Ve O salihlerdendir." (Al-i İmran Suresi, 46) şeklinde müjdelediği, Hz. İsa'yı işaret etmiştir.
Bu işaretle Allah büyük bir mucize gerçekleştirmiş ve Hz. İsa'yı henüz beşikte olduğu halde konuşturarak Hz. Meryem'e çok büyük bir yardımda bulunmuştur. Allah, kavminin Hz. Meryem'den beklediği açıklamayı, Hz. İsa'ya söyletmiş, hem onu atılan iftiralardan temize çıkarmış, hem de bir mucize ile Hz. İsa'nın elçiliğini İsrailoğulları'na müjdelemiştir: Bunun üzerine ona (çocuğa) işaret etti. Dediler ki: "Henüz beşikte olan bir çocukla biz nasıl konuşabiliriz?" (İsa) Dedi ki: "Şüphesiz ben Allah'ın kuluyum. (Allah) Bana Kitabı verdi ve beni peygamber kıldı. Nerede olursam (olayım,) beni kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm müddetçe, bana namazı ve zekatı vasiyet (emr) etti. Anneme itaati de. Ve beni mutsuz bir zorba kılmadı. Selam üzerimedir; doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağım gün de. İşte Meryem oğlu İsa; hakkında kuşkuya düştükleri "Hak Söz". (Meryem Suresi, 29-34) Allah'ın Hz. İsa'ya beşikte iken nutuk verip konuşturmuş olması, Hz. Meryem'e karşı çirkin iftiralarda bulunan kavminde büyük bir şaşkınlığa neden olmuştur. Bu olayla birlikte, Allah'ın "Irzını koruyan (Meryem); Biz ona Kendi Ruhumuz'dan üfledik, onu ve çocuğunu insanlığa bir ayet kıldık." (Enbiya Suresi, 91) ayetiyle bildirdiği gibi, her ikisinin de Allah'ın insanlar üzerine üstün kıldığı kimseler olduğu anlaşılmaktadır. Hz. Meryem'in ne kadar üstün ahlaka sahip bir insan olduğu, onurlu ve temiz kişiliği bu konuşmayla ortaya çıkmış ve inkarcı kavmin tuzakları en güzel şekilde bozulmuştur. ayetiyle, bu olayların ardından Hz. Meryem ve Hz. İsa'nın hayatlarını yine Allah'ın rahmeti altında devam ettirdiklerini bildirmiştir.
Allah'ın Hz. Meryem Aleyhinde Konuşanlara Verdiği Karşılık İsrailoğulları, Allah'ın göstermiş olduğu bu mucizelerle Hz. Meryem'in ve Hz. İsa'nın Allah'ın üstün kıldığı kimseler olduklarına açıkça şahit olmuşlardır. Allah, kendilerine gösterilen bu mucizevi olaya rağmen, hala Hz. Meryem'e iftirada bulunmayı sürdüren kimseler için büyük bir azap olduğunu şöyle bildirmiştir: (Bir de) İnkâra sapmaları ve Meryem'in aleyhinde büyük bühtanlar söylemeleri... nedeniyle de (onlara böyle bir ceza verdik)... (Nisa Suresi, 156-157) Hz. Meryem hayatı boyunca gösterdiği üstün ahlak ile tüm Müslüman kadınlar için önemli bir örnek olmuştur. Allah Hz. Meryem'e dünyada önemli bir sorumluluk yüklemiş ve bu şerefli görev için onu Kuran'ın ifadesiyle 'güzel bir bitki gibi' yetiştirmiştir. Allah, onu İmran ailesi gibi seçkin kılmış, güçlü ve samimi iman sahibi kimselerin soyundan kılarak, onun bu üstün ahlaklı insanlar tarafından yetiştirilmesini sağlamıştır. Bunun yanı sıra Allah, Hz. Zekeriya'nın eğitimiyle, Hz. Meryem'i üstün ve seçkin bir peygamberin ahlakıyla ahlaklandırmıştır.
Allah'ın rahmeti sayesinde, doğduğu andan itibaren bu kutlu insanların eğitimiyle şereflenen Hz. Meryem, güçlü bir iman ve üstün bir ahlak seviyesine ulaşmıştır. Bu olgunluğa eriştikten sonra ise Allah mucizelerini göstererek, Hz. Meryem'in üzerindeki rahmetini, korumasını ve merhametini yakinen görmesini sağlamıştır. Hz. Meryem'in ibadet ederken mihrapta sürekli olarak yiyecek bulması, Allah'ın ona olan desteğinin ve rahmetinin açık bir göstergesidir. Allah daha sonra Hz. Meryem'i Cebrail ile görüştürerek, ona olan bu rahmetini Cebrail'in sözleriyle de bildirmiştir. Hz. Meryem hayatının her anında Allah'a karşı göstermiş olduğu güzel ahlakıyla, Allah'a olan içten bağlılığını ve sadakatini en güzel şekilde ortaya koymuştur. Allah'ın kendisini denediği tüm zorlu olaylardaki kararlılığı, tevekkülü, kayıtsız şartsız teslimiyetiyle de, Allah'a ne kadar gönülden ve samimiyetle bağlı olduğunu en güzel şekilde ifade etmiştir. Hz. Meryem'in yaşadığı tüm zorlu anlarda tek başına olması, onun için başlı başına önemli bir deneme konusu olmuştur. Zira insanlar zorluk anlarında daima kendilerine yardım edecek, destek olacak yol gösterecek birilerine ihtiyaç duyar ve olmadığında da kimileri yalnızlıklarından dolayı bir zayıflık ve üzüntü hissine kapılırlar. Hz. Meryem'de ise asla böyle bir durum söz konusu olmamıştır. O, herşeyi yalnızca Allah'tan beklemiş, yalnızca Allah'a güvenmiştir.
Desteği, yardımı ancak Allah'tan istemiş ve O'nun göstereceği yola uymanın, O'nun sözüne itaat etmenin kendisine yeteceğini bilmiştir. En zor anında bile ümitsizliğe, karamsarlığa kapılmamış, Allah'ın tüm yaşadıklarını mutlaka hayra dönüştüreceğini, zorlukların her birini en güzel şekilde gidereceğini bilerek Allah'a gönülden teslim olmuştur. Nitekim Allah, yaşadığı her zorlukla beraber, onun için bir kolaylık kılmış, onu daima yardımı ve rahmetiyle desteklemiş ve karşılaştığı zorlukları çok büyük hayırlara ve güzelliklere dönüştürmüştür. Bunun yanı sıra karşı karşıya kaldığı olayları nasıl çözebileceği konusunda hiçbir tecrübesinin olmaması da Hz. Meryem için önemli bir imtihan sebebi olmuştur. Hamile kalmış ve tek başına bir çocuk dünyaya getirmek durumunda kalmıştır. Bu konuda hiçbir tecrübesi yoktur. Ancak hayatının her safhasında olduğu gibi, bu olayda da hiçbir şekilde bir yılgınlığa kapılmamıştır. Çok güçlü, iradeli ve kararlı bir kişilik sergilemiş ve Allah'ın yardımıyla tüm bunların en güzel şekilde üstesinden gelebileceğini bilmenin huzurunu ve güvenini yaşamıştır. Nitekim bu konuda da Allah onu olabilecek en mükemmel nimetlerle desteklemiş, işini kolaylaştırmış ve gösterdiği güçlü karakterden dolayı onu başarılı kılmıştır. Hz. Meryem'in ahlakındaki üstünlüğün bir başka göstergesi ise onun üstlendiği zor sorumluluğu yerine getirirken yaşadığı sıkıntılar karşısında güzel bir sabır gösterebilmiş olmasıdır. Hz. Meryem çok önemli ve şerefli bir görev üstlenmiştir. Ancak bu üstün ve şerefli durumun, kavmi tarafından gereği gibi anlaşılamaması, inkar içerisinde olan halkının kendisine haksız bir bakış açısıyla yaklaşıp iftiralarda bulunması, Hz. Meryem için önemli bir sabır ve deneme konusu olmuştur. Bu aşamada da Allah'a olan güveninde sabır ve kararlılık göstermiştir. Güçlü, iradeli ve dirayetli kişiliğinden hiçbir şekilde taviz vermemiştir. Her olayın Allah'ın kontrolünde olduğunu ve Allah'ın kendisini tüm bu iftiralardan en güzel şekilde temize çıkaracağını bilerek, bu olaylara ve insanların cahilce tavırlarına karşı güzel bir sabır ile sabretmiştir.
Hz. Meryem'in bu olaylar sırasında dikkat çeken bir başka özelliği ise, insanların rızasından tamamen sıyrılmış olmasıdır. Allah'a katıksız bir iman ile teslim olmuştur. Bu nedenle de insanların yorumlarından, kınamalarından hiçbir şekilde etkilenmemiştir. Samimi imanı ve ihlasından dolayı onun için asıl önemli olan Allah'ın rızasına uygun hareket edebilmiş olmaktır. Görüldüğü gibi Hz. Meryem her işinde daima katıksız olarak Allah'a yönelmiş, imanındaki ve Allah'a olan teslimiyetindeki bu samimiyet sonucunda da, her zaman için Allah'ın rahmetiyle karşılık görmüştür. Unutulmamalıdır ki, güzel ahlakı başkalarına da anlatmanın iki yolu vardır. İnsan kimi zaman güzel ahlakı sözleriyle, kimi zaman da tüm bunları insanlar için güzel bir örnek oluşturarak davranışlarıyla anlatır. Bu iki yol arasında, en makbul ve aslında en etkili olanı, insanın tavırlarıyla yaptığı tebliğdir. Çünkü bu en samimi olandır. Taklit edilmesi mümkün değildir. Ancak imanın kalpte samimi olarak yaşanmasıyla, insanın inandıklarını en samimi şekilde hayata geçirip tavırlarına yansıtmasıyla gerçekleşebilir. Hz. Meryem bu üstün ahlakı gösterebilmiş, imanıyla, tavırlarıyla ve ahlakıyla tüm insanlık için önemli bir örnek ve tebliğ vesilesi olmuştur. Onun insanlara olan bu samimi tebliği, Allah'ın dilemesiyle en güzel şekilde karşılık görmekte, iman edenlerin imanda derinleşip, Hz. Meryem'in örnek ahlakını yaşamaları ve Hz. Meryem karakterini kazanmaları için önemli bir vesile olmaktadır.
|
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() İslam dini, kadını en yüksek dereceye çıkarmıştır. İslamiyet'in kadına verdiği kıymeti hiçbir din, hiçbir düşünce vermemiştir. İslam kadınına; erkek akrabasından, fitre verecek kadar zengin olanlardan, en yakın bulunanı, bakmağa mecburdur. Yakın akrabası yoksa veya fakir iseler, (beytülmal) yani devlet, her türlü ihtiyaçlarını vermeğe memurdur. İslam kızı, İslam kadını, geçim derdinden, düşüncesinden muaftır. O, çalışarak, didinerek, para kazanmaya mecbur değildir. Her şey onun ayağına gelecektir. Din-i İslam ona bu kıymeti vermiştir. Fakat, kadının, İslamiyet'i, dinini, imanını, farzları, ibadetleri, haramları öğrenmesi farzdır. Babasının veya kocasının ona bu ilimleri öğretmesi lazımdır. Öğretmezlerse büyük günaha girerler. Kadının, gidip dışarıdan öğrenmesi lazım olur. Kadın, erkekten izinsiz hiçbir yere gidemez iken, bu ilimleri öğrenmek için gidebilir. İslamiyet'in ilme ne kadar kıymet ve ehemmiyet verdiği buradan da anlaşılmaktadır. Müslüman kadını, ticaret, fen, sanat ve ziraat ile uğraşmaya mecbur değil ise de, bunlarla meşgul olması, para kazanması yasak ve günah değildir. Yalnız bunlarla meşgul olurken ve ilim öğrenirken, erkekler arasına girmemesi, onlara açık görünmemesi, haramdan sakınması lazımdır. Sure-i Nisa'nın otuz birinci ayet-i kerimesinde, kadınların kesbedeceği kazançlarından nasip alacaklarını, ALLAHü teâlâ bildirmektedir. Haticet'l-Kübra İslamiyetten evvel ve sonra, ticaretle meşgul olurdu, katipleri, memurları, hizmetçileri çoktu. Hatta bir kere, Muhammed aleyhisselamı ticaret kafilesine reis tayin etmişti. Kadının yapacağı günahlardan dolayı, ona izin veren erkekleri de, ceza görecektir. İslamiyet'te, kadın harbe de gitmez. Dünyada rahat ve mes'ud olduğu gibi, onun Cennet'e gitmesi de çok kolaydır. Üç şeyi yapan, yani, kocasına hıyanet etmeyen, beş vakit namaz kılan ve on sekiz erkekten başkasına görünmeyen kadın, Cennet'e gidecektir. On sekiz mahrem erkekten yedisi: Baba, oğul, kardeş, kız kardeş oğlu, erkek kardeş oğlu amca ve dayıdır. Yedisi de, bunların (süt ile) olmasıdır. Din-i İslam'da, aynı kadından, iki buçuk yaştan küçük iken süt emen bir kız ile yabancı bir oğlan, bir damla emseler bile, süt kardeş olur ki bunlar, hakiki kardeş gibidir. Birbiri ile evlenmeleri haram olur. Süt ile olan amca, dayı ve yedi erkek, hep böyledir. Böyle olduğuna inanmayan, kafir olur. On sekiz mahrem erkekten dördü de, üvey oğul, üvey baba, kayınpeder ve damattır. Bunlar, kendi oğlu, kendi babası gibidir. ![]() " Sedd-i Zülkarneyn'de taşlar yerine oturuyor." Ahmed Yesevi Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi Aziz Mahmud Hüdayi Bayezid-i Bistami 1 Bayezid-i Bistami 2 |
12/4/2008 ·
Videolar
Baş Örtü Zulmü
8/4/2008 ·
|
Mayis-Haziran 2002
Imam-Hatip'lere Kadar Inen Basörtüsü Zulmü Devam Ediyor
Üniversite esigini asan basörtüsü yasakçilari artik imam-hatiplere de elini atti. Özellikle Istanbul imam-hatiplerinde, kiz ögrencilere polisin uyguladigi muamele yürekleri parçaliyor. Bugün imam-hatiplere kadar inen yasak, yarin sokaga müdahaleye kadar inecek. Nitekim Milli Egitim Bakani Metin Bostancioglu, basörtüsünün ancak evin içinde serbest olabilecegini açikladi. Tunus olma yolunda Türkiye adim adim ilerliyor.
Nitekim Islam'a ve Müslümanlara saldiriyi global bir proje halinde uygulamaya koyan ABD'nin baskani George W. Bush, Türkiye'nin bu düsmanca uygulamalarina destek vererek "radikalizm ve dini hosgörü-süzlüge karsi umut dolu bir alternatif" seklinde Amerikan-Türk Konseyi Toplantisina mesaj gönderdi.
Italya'da Galatasarayli futbolculara ve seyircilere Italyan polisinin davranisi Mussolini polisi nitelemesiyle kinanirken, 13-14 yaslarindaki kiz çocuklari joplarla acimasizca döven, baslarini zorla açan, kelepçeleyen, otobüslere bindirip karanlikta sehrin uzak semtlerinde birakan, ögrencilere ve ailelerine hakaret eden Türkiye polisi görmezden geliniyor. Israil'in Filistinlilere vatanlarinda reva gördügü zulmün degisik versiyonu, kendi topraklarinda, Türkiye yönetimleri tarafindan Müslümanlarin küçük kizlarina uygulaniyor.
AB'ye Girersek Kelepçe Yokmus!?...
Basbakan Yardimcisi Mesut Yilmaz ise bu son olaylar üzerine, "AB'ye girersek ancak o zaman küçük kizlarin basörtüsü sebebiyle okul önlerinde joplanmalarindan ve kelepçe takilmasindan kurtulabilecegiz" seklinde demeç verdi. Bu sekilde söylemesi ile birkaç amaç güttügü belli. AB yanlilarini çogaltip, Müslümanlari yanina çekmek, askerin egemenligini ifade ve siyasetin askerin emir kulu oldugunu teyit etmektir. Ancak Içisleri Bakani'nin kendi partisinden olmasi ise ikiyüzlülügünü disa vuruyor.
Ögrenciler Uyusturucu ve Alkol Kiskacinda
Yeniden Saglik ve Egitim Vakfi'nin "Sigara, Alkol, Madde Yayginligi Arastirmasinin (SAMAY)" 2001 sonuçlari açiklandi. Arastirma sonuçlarina göre gençler arasinda eroin kullaniminda yüzde iki yüz, Istanbul'da ectasy kullaniminda yüzde yüz, sakinlestirici hap kullaniminda yüzde yüz yirmi artis oldu. Açiklamayi yapan Doç. Dr. Kültegin Ögel "özellikle ilkögretimde esrar kullanma yasi 10-11'e kadar indi." dedi. Dünya Saglik Örgütü yöntemlerinin uygulandigi arastirma, 9 ilde 10-11 ve 15-17 yas gurubunda 24250 ögrenci arasinda yapildi. Kizlarda alkol kullanma orani %11.7, erkeklerde yüzde 18.8. ilk kez sarhos olma yasi ise ortalama, 11. Istatistikler ürkütücü boyutta devam edip gidiyor. Imam-hatipleri ve dindar gençligi yok etmeye çalisanlar nesli nereye dogru götürdükleri ortadadir.
Kuvva-i Milliye Ruhu AB'ye Uyar mi?
Türkiye kamuoyu, Mart ayi içinde Orgeneral Tuncer Kiliç'in "ABD'yi gözardi etmeden Rusya ve Iran'i da içine alacak biçimde yeni olusumlar içinde olabilir" sözlerini tartisti. Uzun zamandir bilinen AB yanlisi ve karsiti kesimlerin tartismalari da bu sözler üzerine yeniden alevlendi. Türkiye rotasini bir türlü tutturamiyor. Bir kesim, AB'ye kosulsuz girmek isterken, bir kesim ise kendi düzen ve statükolarinin bozulacagi endisesi ile baska alternatif arayislari içerisinde. Bir oyundur sürüp gidiyor. Simdi oynanan tiyatroya kisaca bakalim.
Kuvva-i Milliye adi altinda milliyetçilik (ulusçuluk) ortak paydasinda eski düsmanlar bütünlesiyor. Aslinda çok partili sistemi olan demokrasi oyunu bir oyalamadan ibaret. Ideolojilerin, solcu ya da sagci olmanin misyonunu tamamladigi dönemden sonra ulusçu ortak paydada, Türkçü çizgide bütünlesme gerçeklesti. MHP, Dogu Perinçek, Cumhuriyet Gazetesi Bas Yazari Ilhan Selçuk, Ecevit ve Kuvva-i Milliyeci tarikatlar bir safta bulustu. Bu sayilan unsurlar Islam ve insan haklari karsitliginda beraberler. MHP, Islam'i sentez olarak da artik program ve uygulamasindan dislamis durumda. Küresel emperyalizm, IMF ve Dünya Bankasi politikalarina teslimiyetle milliyetçiligi de birakti. Bu sayilan kesimler ve askerler AB karsiti cephede yer alirken, MHP ve bazi generaller Amerika-Israil ekseninde yer almayi savunuyorlar. Böylece, demokrasi yerine, birkaç kisinin sözünün geçtigi, manipüle edilebilir, bölgesel bir güç olarak kalmasini istiyorlar. Diger taraftan Dogu Perinçek ve emekli general Çevik Bir v.d. bazi generallerin basi çektigi Rusya-Çin, Özbekistan, Türkistan gibi ülkelerin olusturdugu Sangay 5'lisi ile blok olusturmak isteyenler bulunmaktadir.
Konusmak istenen aslinda 80 yildir ele geçirdikleri rant ve iktidari kaybetmemek. Otoriter, baskici ulus-devleti muhafaza etmek. AB'ye girmek istemeyenler "ulusal onur" duyarliligi gösterdiklerini iddia ediyorlar. Ancak AB, ABD, IMF ile Dünya Bankasi'nin tüm ekonomik ve siyasi dayatmalarini, yerli halkinin çikarlarini yok edecek tarzda, 15 günde 15 yasa çikararak harfiyen yerine getirirken, ulusal onurlari incinmemektedir. Yerli halkin ihtiyaci olan insan haklari ve özgürlükler söz konusu oldugunda, AB'ni bu isteklerinin ulusal onurlarini incittigini söyleyebiliyorlar. Mesele, aslinda insan haklari ve özgürlük düsmanligidir.
Halkin %80'i ve bazi Müslüman kesimlerin AB yanlisi olma sebebi özgürlük ve ekonomik sikintilar ile yoksulluktan kaçis olarak özetlenebilir. Ülkenin %85'i ayni gerekçelerle sinirlar açik olsa, baska ülkelerde yasamak istiyor zaten.
Bize göre AB ile Müslümanlara özgürlük gelmeyecegi kesin. Konu Islam, basörtüsü gibi konular olunca batinin takindigi ikiyüzlü tavir belli. Hele 11 Eylül olaylari sonrasi batinin adalet, hak, hukuk gibi kavramlari sadece kendilerinden olanlara layik gördüklerine hepimiz sahit olduk. Ayrica Avrupa Insan Haklari Mahkemelerini vermis olduklari kararlar da ortada. Diger taraftan kimligi ve kültürü kendi yönetimlerince yok edilmis bir toplumun, mevcut kimlik ve kültürünü de yitirmekten kurtulamayacagini kimse garanti edemez. Müslümanlarin çogu bugün AB'ye girmeyi maslahaten uygun bulsa da, sonra ayrilmak istese de ayrilmanin güçlügünü idrak etmelidir. Kazanilan kötü aliskanliklar kolay kolay terk edilemezler.
ABD Baskan Yardimcisi Dick Cheney, Türkiye'de Asil Kritik Karar Alma Merkezi Ile Görüsmek Istedi.
ABD Baskan Yardimcisi Dick Cheney, Ortadogu Gezisi kapsaminda, Türkiye'ye de ugradi. Irak'a operasyon konusu ve Afganistan'da bulunan ISAF askerlerinin komutasinin Türkiye'ye devredilmesi hakkinda görüsmelerde bulundu. Dick Cheney programinda olmadigi halde Genel Kurmay Baskani ile direkt görüsmek istedi. Basbakan ve bagli oldugu Savunma Bakanini atlayarak bunlarin memuru statüsündeki Genel Kurmay Baskani ile görüsmek istemesi, Türkiye'de gerek MGK, gerekse silahi elinde bulunduranlarin son söz sahibi oldugunu tekrar gösterdi. Gerçi Genel Kurmay Baskani muhatabin Basbakan oldugunu iletse de, ABD Türkiye'deki gerçek egemen gücü biliyor ve Basbakan ve bakanlari asarak onunla görüsmeyi gerekli görüyor.
Afganistan'daki ISAF Askerlerinin Komutasi Türkiye'ye Kaldi?
Dick Cheney'in Türkiye ziyareti sirasinda, 228 milyon dolar karsiliginda, Afganistan'daki güvenlik için bulundurulan uluslararasi gücün komutasi da Türkiye'ye verildi. Böylece Almanya, Ingiltere ve ABD'nin almamak için direndigi bir göreve Türkiye para karsiliginda talip olmus oldu. Kabile ve gerilla savaslarinin tekrar baslayacagi söylentilerinin yayildigi, dipsiz bir kuyunun asil simdi olacaginin haberleri arasinda 1200 kadar Türk askeri ile beraber komutanlik da Türkiye'de. ABD Afganistan'da yapacagini yapti, düzenini ve yönetimini kendi istegi dogrultuda kurdu ve simdi riski ve hamallik islerini de Türkiye'ye ihale etmis oldu.
Israil'in Filistinlilere Siktigi Merminin Bedeli Türkiye'den
Israil'in Ramallah'a girip Arafat'i esir alip, yüzlerce masum Filistinliyi öldürdügü günlerde, Türkiye'de 2 yildir askida olan, 170 tankinin modernize edilme projesini, Israil devlet firmasi olan IMI'ye ihale ettigini açikladi. 668 milyon dolara Israil'e birakilan tanklarin modernizasyon isini yerli sanayi de yapabilecek durumda. Ayrica daha düsük teklifler de olmasina ragmen, Israil'in vahsetini tüm dünya ve Türkiye lanetlerken, bize küfreder gibi ihaleyi devlet terörü ve soykirim uygulayan Israil Devleti'ne vermek büyük gaflet. Ayrica bir baska not da bu sirketin bizdeki özellestirme kapsaminda olan KIT'ler gibi batmak üzere olan bir kurulus oldugu ve Israilli makamlarin 1$ bile yatirim yapmayi düsünmedikleri. Tüm bunlarin ve iki bürokratin da anlasmayi imzalamadigi için istifa etmesine ragmen, Türkiye'de satilmislarin bollugu dolayisi ile tank ihalesi Israil'e kaldi. Daha önce Türkiye'nin F4 uçaklarinin modernizasyonunu da alip, yerden kaldiramayan Israil, bu konularda sabikali olmasina ragmen, israrla askeri konularda isbirligi yapilmasi ilginç. Umudumuz odur ki, özellikle son günlerde, Filistin'de uyguladigi vahset politikasina tepki olarak basiretli ve sahsiyetli makamlar ihaleyi iptal eder.
Susurluk Mahkumlarini Aklama Girisimleri
Susurluk davasi olarak bilinen, devlet adina bir takim kanunsuz ve hukuksuz isler yaparak çete olusturduklari iddiasi ile yargilanan Korkut Eken, Ayhan Çarkin gibi bir takim sahislarin cezasi Yargitay'da onaylanarak, cezalari kesinleserek hapse girdiler. Bundan sonra da bir takim generaller ve vurguncu soyguncu patronlarca yönlendirilen medyanin tetikçileri "kahramanlar hapse girerse, ülkeyi savunacak adam kalmaz, onlara hep ihtiyaç olacak" seklinde savunma ihtiyaçlari dogdu. Bir röportajda "Biz cinayet islemedik, hainleri öldürdük" diyen saniklardan birisi, kimin neden hain oldugunu, hainleri tespit yetkisinin onlara mi verildigini ve üstelik verilecek cezayi onlarin belirleyip infazi da onlarin yapma haklarini nereden bulduklarini açiklama geregi duymuyordu. MHP basta olmak üzere, düsünceye agir cezadan yana olanlar, çikarlari ugruna çete kurup cinayet isleyenlere, uyusturucu kaçakçiliga, kumarhanecilige karisanlari kahraman ilen edip savunuyorlar. Gerçi bu sahislar emirleri yerine getirdik diyorlar. Gerçekten kendileri asil sistemin kuklasi olarak kurban edildiler. Asil kuklaci ise yeni oyunlar için yeni kuklalar ariyordur herhalde.
ABD Afganistan'da Operasyonlardan Sonuç Alamiyor
ABD'nin Afganistan operasyonu iddia ve propaganda edildigi gibi bir zaferle sonuçlandigi kesin degil. Yogun hava saldirilari ile Taliban yönetiminin devrilmesi, El Kaide'nin üslerinden ayrilmasi, birkaç yüz kisinin esir alinmasi ve eski bir CIA çalisaninin dedigi gibi sadece baskent Kabil'de hükmü geçen bir kukla yönetim kurulmasi, ABD ve bati çikarlari zaviyesinden bir zafer olarak nitelendirilecek gibi görünmüyor. Hatta, sorunun daha karmasiklastiginin sinyalleri geliyor. ABD ve müttefiklerinin Tacik birlikler desteginde yürüttügü, bütün kara operasyonlari basarisizlikla sonuçlaniyor.
Tora-Bora daglarini günlerce bombalayip, sadece 10 esir ve birkaç kisinin cesedini ele geçiren Amerika, Anaconda harekatinda alti helikopterini kaybetti. Pestun mücahitler ve Özbekistan Islami Harekatina mensup mücahitlerin, ABD'ye karsi gerilla savasi baslattiklari bildiriliyor.
ABD ve Ingiltere Afganistan'da sorumluluktan kaçarken, dünyanin en büyük tefecisi George Soros'un ifadesiyle Türkiye'nin tek ihraç ürünü silahli kuvvetler, 228 milyon dolarlik bir yardimla, Afganistan'da isgal güçleri liderligine zorlaniyor.
Terörle Mücadele Bahane, Amerikan Imparatorlugu Sahane
ABD'nin Afganistan'a müdahale ile baslatip, tüm Islam cografyasini kusatacak sekilde genisletmeye çalistigi, saldirilarinin "terörle mücadele" gibi masum bir niyetle alakasinin olmadigi artik herkesçe anlasilacak sekilde açikça ortaya çikmis bulunuyor. ABD, Sovyetlerin dagilmasindan sonra ortaya attigi yeni dünya düzeni projesini, bir "Amerika Imparatorlugu" na dönüstürmeye çalisiyor. Bu sebeple de bütün zamanlarin en stratejik ürünün olan enerji kaynaklarina hakim olmaya, bu amaci için stratejik önemi haiz bölgeleri tam denetimi altina almaya çalisiyor. Bunun için dünya ülkelerini kimi zaman tehditle, kimi zaman da çikar ortakligi saglayarak bu yolda kullanmaya yönelik bir politika izliyor.
Insan haklari ve çagdas hukuk normlari alaninda hiçbir duyarliliga sahip olmadiginin ortaya koyan politikalari pervasizca uygulamaya koyuyor. Buna Guantanoma üssündeki Taliban ve El Kaide esirlerine reva gördügü muameleleri, hem de ABD'de yasayan Müslümanlara karsi ortaya konulan hak ihlallerinde görmekteyiz. Bu yüzen Amerikali bazi Müslümanlarin isimlerinin degistirdikleri haberi veriliyor. Iskencenin yasallasmasi için ABD'li hukuk profesörü Alan M. Dershawitz senatoya öneride bulunuyor.
The Guardian (Ingiltere'de büyük bir gazete)'dan George Monbiot'un açikça belirttigi üzere, kitle imha silahlari konusunda tam bir ikiyüzlülük ortaya konmaktadir. Irak'i, BM'de yönlendirerek kinadigi ve terörist ilan ettigi alanda, (kitle imha silahlarinin denetimi alaninda) Amerika uluslar arasi sözlesmelerin hayata geçmesini engelliyor. Artik bütün dünya biliyor ki ABD, gerek nükleer gerekse kimyasal ve biyolojik kitle imha silahlarinin denetimini degil, sadece kendisinin ve yandaslarinin (Israil, Ingiltere) elinde bulunmasini istiyor. Bu silahlarin tehdit gücünü sadece ABD'nin kullanmasini saglamaya çalisiyor. Ve bu arada ABD baskani bazi ülkelerin ismini de vererek bunlara karsi nükleer silah kullanabileceklerini cüretkarca açikliyor.
Amacinin teröre karsi mücadele oldugunu açiklayan ABD, Israil devlet terörüne karsi en büyük destegi vermeye devam ediyor. Hak güçlünündür düsturu ile hareket edenler dünya enerji kaynaklarina sahip olabilmek amaciyla binlerce insani katletme ve açliga mahkum etmekten çekinmiyorlar.
Chnistian Science Monitor'un Scot Peterson imzali yorumunda, Amerikan Imparatorlugunun sinirlari ortaya konuluyor. Roma ve Büyük Britanya Imparatorlugu'ndan sonra Amerikan Imparatorlugu'ndan bahsediliyor. Orta ve Güneydogu Asya, Kafkasya, Ortadogu ve Körfez ve Orta Afrika gibi dünya enerji havzalari imparatorlugun sinirlari içinde. ABD'nin Irak'i vurma plani da bu baglamda degerlendirilmeli. Bu hegemonyanin pekistirilmesi için kimi ülkelerin parçalanmasi, kimisinde siyasal sistemin degismesi, kimi ülkeler de ise yönetim degisikligi gerekiyor.
Pakistan, Afganistan, Orta Asya Ülkeleri, Gürcistan, Filipinler'de kalici üsler kuruluyor. Ve buralardaki tüm onurlu, ilkeli Islami ve anti emperyalist durusa sahip olanlar "terörist" olarak mahkum edilerek yok edilmeye, Islam dünyasinin, tabiri caizse pençeleri sökülmeye çalisiliyor. Gerçek kapsami ve nerede duracagi bilinmeyen operasyonlar yapiliyor. Askeri ve istihbarat güçlerinin seferber edilmesiyle tam bir terör estiriliyor.
Küresel sömürü tehdit olarak gördügü muhalifleri, Islami hareketleri yok etmeye çalisiyor. Yerel isbirlikçi yönetimleri Islami hareketlere baskiya, zulme tesvik ediyor. Aslinda bu çaba Islam cografyasindaki zulme, sömürüye, bati hegemonyasina direnisi yok etmekle onu savunmasiz halde teslim almak için yürütülmektedir.
ABD Irak'a Saldiri Için Zemin Yokluyor
Afganistan nasil Kafkaslar'dan Orta ve Güney Asya'ya hakimiyet için atlama tasi olarak kullanildiysa, ayni sekilde Irak da Ortadogu'yu yeniden ele geçirmek ve yeni bir düzen vermek amaciyla kilit tasi olarak kullanilmak isteniyor. Irak'a saldiri için ileri sürülen iki gerekçe var. Kitle imha silahlarinin üretimi ve bunun BM'ce denetimine izin verilmemesi. Halbuki bunlardan ABD ve Israil'de çok daha fazlasi var. Diger taraftan, Israil 50 yildir BM tarafindan alinan, Filistin'le ilgili onlarca kararin hiçbirini uygulamadigi halde herhangi bir yaptirimla karsilasmiyor.
Filistin'de meydana gelen olaylar, Irak operasyonunu arka plana atmisa benziyor. Ancak, Ortadogu durulunca, gözler yine Irak'a çevrilecege benziyor.
Israil, Firavunun Hz. Musa'nin Kavmine Uyguladiginin Aynisini, Filistin Halkina Uygulamaya Koydu
Israil, Filistin kentlerine olan müdahaleleri artik isgale döndürdü. Intihar saldirilari bahane edilerek, aslinda Ariel Saron çok önceden planladigi Filistin devleti ve Arafat'i yok etme politikasi uygulamaya koydu.
Israil basinda bulunan ve kasap, buldozer diye tarif edilen basbakanin da etkisiyle Filistin'de akil almaz zulüm ve iskence örnekleri sergiliyor. Isgalle yetinmeyen Israil zalimleri, sehit ettiklerinin zaman zaman tanklarla üzerlerinden geçerek parçalarken bazi sehitlerin muhtelif organlarini keserek, gözlerini oyarak, iç organlarini disari bosaltarak, ailelerine bu sekilde parçalanmis cesetler teslim ediyorlar. Son iki haftadir sorgusuz sualsiz, silahsiz sivillerden 500 kisinin de öldürüldügü bildiriliyor. Yaralilara bakilmamasi için Israil askerleri, doktorlari toplarken; ambulanslari da tanklarla eziyorlar. Ilk önce Ramallah'a giren Israil, tüm erkeklere insanlik disi muamele yaparken, silah dogrultup öldürdükleri arasinda kadin ve çocuklar da bulunuyor. Arafat'i bir odaya hapseden Israil ordusu askerleri, karargah duvarina iseyerek hinçlarini gösterdiler. Isgal tüm Filistin kentlerinde yayginlasma egiliminde. Halk açlik ve can güvenligi endisesiyle karsi karsiya. Yahudi Israil hükümeti tüm dünyaya kafa tutarken bu isten Hristiyanlar da nasibini aliyor. Tüm dünyada bir nevi fesadin kaynagi olan bu küçük ülke, ABD'yi de kendi istegi dogrultusunda yönlendiriyor. Filistinli gençler bilinmeyen kamplara götürülüyor. Aynisini Firavun Misir'daki tüm erkek çocuklari öldürüp, kendi saltanatini sürdürmek için yapmisti. Ancak saltanatini yine kendi sarayinda besleyip büyüttügü Hz. Musa yikacakti. Aynisini Israil için olmamasi için bir sebep yok.
Ümmetimizin birinci kiblesini barindiran, çevresi mübarek kilinmis Mescid-i Aksa ve tarihte az rastlanan cinsten bir vahseti segileyen bu savasin muhatabi kilinan Filistin halki kendisine reva görülenlere ragmen, onurlu bir direnis ortaya koyuyor. Bu halkin istedigi, kendilerine ait topraklarda özgürce, insanca ve Müslümanca yasamaktan ibaret. Kendilerine bu hakki çok gören isgalci Israil güçlerinin vahsetini, tüm dünya seyrediyor.
Böylesine vahsice Filistin'de Müslüman kani döküldügü dönemde, Türkiye onlari bombalayan katil uçaklarin pilotlarini kendi semalarinda egitirken, bir milyar dolara varacak tank modernizasyonu ihalesini de Israil'e vererek onlara adeta destek oluyor. Lafa gelince olan olaylari en kötü biçimde kinayan Türkiye, icraat alaninda kilini bile kimildatmiyor.
Arap ülkeleri yönetimleri, bizimkiler gibi göbekten bagli olduklarindan, halklarinin sesine kulak vermiyorlar. Çünkü kendi koltuklari tehlikeye giriyor. Arap birligi dise dokunur bir karar alamazken servetleri ve petrollerini yaptirim için kullanmaya cesaret edemiyor.
Gallup'un yapmis oldugu bir arastirmaya göre Arap toplumunun % 67'si 11 Eylül saldirilarinin Araplar tarafindan yapilmadigina inaniyor. % 77'si Afganistan saldirilarina karsi. % 53'ü ise Amerika'ya karsi. Bu oranin Irak, Lübnan, Somali gibi ülkelere yapilacak bir müdahalede çok çok artacagi endisesi de ABD'de hakim. Amerika'nin Ortadogu'ya yönelik savas tehditleri, Usame Bin Laden'in söylemlerinin de etkisini arttiriyor. Ve ABD düsmanligi besliyor.
Iste bu sebeplerle ABD ve isbirlikçi yönetimler zaman zaman tansiyonu düsürmeye yönelik projelerle ortaya çikiyorlar. Bu baglamda Suud Plani ve BM Güvenlik Konseyi'nden yeni çikan 1397 sayili kararla Filistin devletinin kabul edilmesi olaylarini ele alabiliriz.
Bu karar ve planlar aslinda Israil'in güvenligini garantiye almak isteyen politikalar. Israil bir emri vaki ile bölgede olusumunu sürdürürken, Filistin halki zulüm görmeye devam ediyor. Isgal devam ediyor. BM kararin katil ile maktul, cellat ile kurbani ayni statüde degerlendirirken, Filistinlilere devlet bahsediyormus havasi vererek, Amerika'nin Araplar nezdindeki imaji düzeltilmeye çalisiliyor. Yaptigi tüm vahsete saldirganliga ragmen, Israil'e karsi hiçbir yaptirim karari alinmamasi ve kinanmamasi dikkat çekici. Irak da ise operasyon yapilmasi için firsat kollaniyor. Defalarca agir bombardimani tabi tutulurken, ambargoda devam ediyor.
Arap yönetimlerinin Amerikanci, sergiledikleri silik tutuma karsi, gerek genel olarak Islam aleminde gerekse Filistin halkinda, Amerikan emperyalizmini arkasina alan Siyonist katillerin isgaline son verilebilmesi için tek yolun direnis ve cihad oldugu kanaati yayginlasiyor. Hamas ve Islami Cihad'in büyük bir sabirla ve büyük bedeller ödeyerek israrlarla sürdürdükleri onurlu direnisin takip ettigi yönteme artik Arafat'a bagli El-Fetih'in silahli kanadi Aksa Sehidleri Tugayi'nin da katilmis olmasi, baris adi altinda sunulan aldatmaca ve oyalama projelerinin Filistinliler açisindan artik geçerli olmadigini gösteriyor. Israil kudurmus köpek gibi ortaliga saldirsa da Yahudilerin hayati çok sevdikleri kadar Müslümanlar da sehadeti seviyorlar.
Allah'a emanet olun.
|
Yazi ve Makaleler
8/4/2008 ·
|
Huzur İslamda
8/4/2008 ·
![]() |
Ana Sayfa
13/3/2008 ·
|
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
|
|
******> ******> |
Dinimiz Ve Biz
13/3/2008 ·
|
******>
******> | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
« Önceki ::
z. İsa'yı dünyaya getirme göreviyle Allah'ın şereflendirdiği Hz. Meryem, tarihi kaynaklara göre bundan yaklaşık 2000 yıl önce yaşamış, Allah'ın dünyada ve ahirette seçkin kıldığı kadınlardan biridir.


























Ayet-i Kerime:
Hadis-i Serif: 




Allah’a teslim olan bir insan, hayatı boyunca O'nun karşısına çıkardığı her olaydan, her görüntüden, her konuşmadan razı olur. Hiçbir olay karşısında “bu nereden çıktı?” demez, başına gelen bir sıkıntının ardından ağzından "keşke" kelimesi çıkmaz. Çünkü başına gelen her olayı, teslim olarak güvendiği, adaletinden, merhamet ve şefkatinden emin olduğu Rabbimizin yarattığını bilir. Allah’a teslimiyet, insanların hidayetlerine vesile olan çok önemli bir konudur. Bazı Kuran ayetlerinde teslimiyetin önemi şöyle açıklanır:
Kendilerinden önce o yurdu (Medine'yi) hazırlayıp imanı (gönüllerine) yerleştirenler ise, hicret edenleri severler ve onlara verilen şeylerden dolayı içlerinde bir ihtiyaç (arzusu) duymazlar. Kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin 'cimri ve bencil tutkularından' korunmuşsa, işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır. (Haşr Suresi, 9)








Allah (c.c) Buyurdu:













